Sayfa 3


Günler geçmek bilmiyordu. Sigarasını küllükte söndürdü ve yarım saattir oturduğu cam kenarından kalktı. Yapacak hiçbir şeyi, gidecek hiçbir yeri yoktu. Neredeyse bir aydır yaptığı tek şey beklemekti ve az kalmıştı. Ancak intikam içindeki derin acıyı hafifletecek ve bir aylık mahkûmiyetine son verecekti. Sonrasını ise hiç düşünmemişti. Odaklandığı tek bir an vardı: Masum kızını hayatının baharında dünyadan koparan şeytanı öldüreceği o an. Sonrasının bir önemi olmayacaktı.

Geniş salonda volta atarken bin bir türlü düşünce beynine hücum ediyordu. Artık bitap bir vaziyetteydi ama ne psikolojik ne de bedensel yorgunluğunun farkındaydı. Tam tersine kendisini hiçbir zaman daha kuvvetli hissetmediğinden emindi.

Bu gece de birçok gece olduğu gibi kâbusla uyanmıştı. Çalan telefona cevap veriyordu, “alo” diyordu, sesleniyordu ama yanıt alamıyordu. Bir an sonra kızının çığlıkları ve katilin gaddar kahkahaları birbirine karışıyordu. Hiçbir şey yapamamak asla bu kadar ağır olamazdı. Gerçek çaresizlik bu duygu olsa gerekti. Sonra ter içinde ve çığlıkla uyanmıştı; tıpkı diğer birçok gece olduğu gibi.

Saatlerdir, günlerdir kendini mahkûm ettiği evinin salonunda düşünmekten, kahrolmaktan, intikamını planlamaktan başka bir şey yapmıyordu. Aynı şeyleri defalarca düşünüp durmuştu. En çok takıldığı konu bunca yıldır yaptığı işi ve vicdanını sorgulamaktı. Zorunlu izne ayrıldığı bir ay öncesine kadar öyle bir işle meşguldü ki hep kendisini önemli görmüştü. Ama şimdi geçmişine de lanet ediyordu.

Rıdvan tıp fakültesini birincilikle bitirmişti ve nörolojide uzmanlığına başladığı sıralarda, üniversiteden beri sevdiği Leyla ile hayatını birleştirmişti. Kendini bilime adadığı gençlik yıllarında ailesi ile yeterince ilgilenme fırsatı olmamıştı. Çok başarılı bir nörologdu ama Selin’i Leyla neredeyse tek başına büyütüyordu. Ta ki eşini kaybettiği o trafik kazasına kadar. Bir anda her şey alt üst olmuştu. Karısının acısını yüreğine gömdüğünde artık bir şeylerin farkına da varmıştı. Bundan sonra hayatı kaçırmayacak ve yıllardır ihmal ettiği kızına ilgiyle bağlanacaktı.

MKİP’ten de ilk kez bu sırada haberdar olmuştu. Gizli toplantıda kendisine üstü kapalı birkaç bilgi veren bir gizli servis ajanı olmasaydı kendisiyle dalga geçildiğini sanırdı. Nasıl olup da bunca yıldır bu projenin gizlendiğine mi yoksa kullanılan muazzam teknolojiye mi daha çok şaşırması gerektiğini bilememişti ama teklif edilen maaş kızının geleceği için garanti olacaktı. Fazla düşünmeden kabul etmişti.

Yirmi birinci yüzyılın sonlarına doğru gelişmiş ülkeler bilimde zirveyi yaşarken ahlak ve güvenlik dibi görmüştü. Devletler sosyal ve hukuki sorunlarla boğuşuyordu. Ümitsizlik ve maddi sebeplerin insanları daha az çocuk yapmaya ittiği yüzyılın sonlarında yaşlı nüfus çığ gibi artmıştı. Yaşlıların emeklilik ve bakım masrafları bir yana iş gücünün hızlı düşüşü sanayi ülkelerini çökmenin eşiğine getirmişti. Genç nüfusta artan suçluluk oranı hapishaneleri doldururken fabrikaları ve okulları boşaltmıştı. Dağılmanın eşiğindeki Avrupa Birliği ülkeleri birçok önlemle birlikte çok gizli bir uygulamayı da devreye sokmuştu: MKİP.

Uzun süreli cezalara, müebbet hapse veya son yirmi yılda yeniden devreye sokulan idama çarptırılan genç mahkûmlar yeniden hayata, daha doğrusu iş gücüne kazandırılıyordu. Kâğıt üstünde, dış dünyadan izole yüksek güvenlikli hapishanelerde cezalarını çekiyorlardı ama aslında ileri teknoloji ürünü sistemler ve yöntemlerle önce hafızalarının bir bölümü siliniyor ve üzerine yeni bilgiler yazılıyordu, sonra estetik ameliyatla yüzleri değiştiriliyordu. Birkaç dosyanın ve yeni bir kimlik ile fiziksel ortamın hazırlanması işin son ve en kolay aşamasıydı. Yaklaşık bir aylık sürekli anestezinin sonunda mahkûm, geçmişinin karanlık noktaları ve aile bağları gibi bazı bilgilerden arındırılıp yeniden yapılandırılmış hafızası, yeni yüzü ve kimliğiyle yepyeni bir hayata başlıyordu. Her şey o kadar dikkatle ve profesyonelce hazırlanıyordu ki suçundan arındırılmış (!) modifiye insan, tıpkı etrafındaki herkes gibi, kendisini hayatına devam eden sıradan biri olarak biliyordu.

Genç ve başarılı bir doktor olarak girdiği MKİP’te yıllarca birçok suçlunun hafızasını yeniden yapılandırmıştı. Zaman zaman ahlaki sorular aklında belirmiş olsa da bunları düşünmekten kaçmış ve görevini layıkıyla yerine getirmek için çabalamıştı. Şimdi kızının katilinin idam edilmek yerine aynı süreçten geçip hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edecek olmasını katlanılmaz buluyordu. Kızını ve yıllarca birçok suçtan acı çeken, zarar gören diğer insanları hatırladıkça uzun süredir kaçabildiği tüm sorular önüne çıkıyor, vicdanı sızlıyordu.

Sehpanın üzerindeki pakete uzandı ve içinden bir sigara daha çekti. Sigarasını yakarken kapı çaldı. Kapının önünde duran adamı ev kontrol sisteminin ekranından izliyordu. Şişmanca yaşlı adam da MKİP’ten görev arkadaşı doktorlardan biriydi ve uzun yıllardır tanıdığı dostuydu. Heyecanla dokunmatik ekrandan kapının açılması komutunu verdi.

Misafir düşünceli görünüyordu. Salona girdi, ev sahibiyle göz göze geldi, fakat ikisi de tek kelime dahi etmediler. Her şeyi konuşmuş ve tartışmışlardı; artık kelimeler anlamsızdı. Çantasından ince bir zarf çıkarıp dağınık sehpanın üzerine bıraktı ve son kez dostuna manidar bir bakış attı. Yine bir şey söylemeden evden ayrıldı.