Sayfa 1

RÖNESANS

Yerin ortalama beş metre üstünden bütün şehri birbirine bağlayan, manyetizma kuvvetinden yararlanan magnebus hattındaki gecenin son aracı ani, fakat sarsıntısız bir frenle yavaşladı. Gecenin bu geç saatinde araçta az sayıda yolcu vardı. Duran araçtan inen birkaç yolcu asansörle istasyondan yer seviyesine indiler.

Selin nişanlısıyla şehrin güzel restoranlarından birinde buluşmuş, lezzetli yemekler ve içeceklerin de eşliğinde hoşça vakit geçirmişti. Öyle ki zamanın nasıl aktığını fark etmemişti. Hâlbuki yetişkin biri olmasına rağmen gece geç vakitlerde yalnız olmaktan tıpkı şehrin diğer aklı başında insanları gibi korkuyordu. Nişanlısının teklifine rağmen eve yalnız dönmekte ısrar etmişti. Şimdi yüksek binaların arasındaki puslu ve ıssız sokakta ilerlerken, aydınlatmaya ve güvenlik kameralarına rağmen eve yalnız dönmenin iyi bir fikir olup olmadığın kendine soruyordu. Hele arkasındaki hızlanan ayak seslerine kulak kesilmişken bu sorunun cevabı çok netti.

Tereddütle omzunun üzerinden arkasına baktı. Sıradan görünüşlü genç bir erkek hızlı adımlarla aynı yönde ilerliyordu. Genç adam gözlerini yerden ayırmadan yürüyordu. “Sakin ol! Sıradan biri işte,” diye düşünmesine rağmen kalbinin çarpıntısını yavaşlatamamıştı. Nedense hala tedirgindi.

Sayısal gözlüğünü taktı ve birkaç göz hareketiyle ekrana saydam olarak yansıyan telefon rehberini karıştırmaya başladı. Heyecandan gözlük çerçevesinin sol ucundaki kulaklığı kulağına oturtamamıştı. Bir eliyle onu düzeltirken telefonda konuşmanın kendisini rahatlatacağından emindi.

Sokağın diğer ucuna yaklaşırken kimi arayacağına hala karar vermemişti. Gece yarısı kimi arayabilirdi ki? Üstelik neyi bahane edecekti?

Daha ne olduğunu anlayamadan arkasındaki adam koştu ve kısa mesafeyi bir anda kapatıp Selin’in boğazına bıçak dayadı. Bu bir kâbus olmalıydı! Ya da korkudan hayal görmeye başlamıştı. Gerçek olamazdı! Ama boynundaki soğuk metal ve belini sıkan kol oldukça gerçekti.

“Benimle geleceksin!” diye kulağına fısıldadı adam, sapkınca ve şeytani bir sesle. Selin çığlık atmak istedi ama boynundaki bıçak açık bir tehditti. Kalbi sıkışırcasına atarken ve kan beynine hücum ederken aklına tek bir çare geldi. Göz hareketleriyle rehberden babasının numarasını seçti ve aradı.

Dit… Dit… Saniyeler saatlere dönüşmüştü. Biraz sonra babasının “Alo! Kızım!” sözleri cevapsız nidalara dönüşürken saldırganın tüyler ürpertici sesiyle karışıyordu. “Hadi, nazlanma!” derken saldırgan, kızın birini aradığından habersizdi. Kız adım atmamakta ısrar edince bıçağı bir an boynundan çekip hızla suratına sert bir tokat yapıştırdı. Selin sendeleyerek yandaki duvara kapaklanırken sayısal gözlüğü yere düştü. Toparlanıp kaçmaya fırsat bulamadan saldırgan adamın üzerine doğru atıldığını fark etti.

Selin için rüya gibi başlayan gece kâbus gibi bitiyordu. Ancak biten tek şey gece olmayacaktı.